fuck of (kahretsin)

adımlarını hızlı atarsan mesafe değil, zaman kısalır siktir et, uzaksa, uzaktır.

hepimiz orospusuyuz hayatın belki de

tanrıdan vazgeçtim
tanrısal tatlarına aşık oldum
zamanın.

madde ya da hammadde var heybembe,
içimde sümerden kalma alışkanlıklar,
her saçmalığı peygambere dönüştürme
telaşı kaplamış insanlığı.
kimisi sultan olmuş
kimisi bilmem kaçıncı Tayyip



elinde koka kola var her sosyalistin
belki de kırmızı diye rengi.
bayrak da kırmızı ne garip,
bayraktaki kırmızı kanı temsil ediyorsa
koka koladaki neyi?



her aşık renk verme peşinde aşkına
her vatandaş oy verme peşinde
hiç güvenmediği adamlara.
hiç güvenmediğimiz kişilere yeniliyoruz
milletçe ve millet meclisi eşliğinde.



herkesin heybesinde katil Amerika sesleri yükselmekte
ama herkesi hoca efendisi amerikada yaşamakta.
herkesin devrimcisi bile Amerikan hastanesinde ölmekte
ya da tedavi olmakta.
kızıl yıldızlı tişört giyen şarkıcımız bile
şarkı söylemekte rakın kok’da.


Ülkemizde her renk yeşilden beter yeşile dönmekte
ve fazla abartılmış kahramanlarımız
yok edilme peşinde diğerlerince.

ortasını bulsak çözülecek ama
hayat devrimci gençlerin Amerikan ideolojisine
fırlattıkları Amerikan marka ayakkabı ciddiyetinde yaşanmakta.

garip yani arada kalmışlığımız.



hepimiz düşmanız aynı kişiyi sevdiğimiz için
ama hemen dost oluruz nefretimiz aynı öznede buluştuğunda.




madem 3 fidan boşuna idam edildiyse,
ya boşverin sahi,
ay aman fatmagül’ün suçu ne?



“Bize ne canım”ları duyar gibiyiz
Millet birbirini düzemekte,
devlet milleti birbirine çüktürme peşinde
şair üstünde kızıl yıldız
altında adidas varken,
bu şiirin ne kadar şairi olabilmekte?



mevsim normal seyrinde değilmiş
ne garip.
penguenler bile uçmaktan vazgeçmiş,
yani bildiğimiz her gerçek bize sonradan öğretilmiş.
her canlı ölümü tadacak dedikleri
idam cesasıymış
ya da hrant’ın yattığı soğuk beton tadıymış.
hepimiz ermeni değiliz ama hepimiz insanız
işte bunu anlamayız.



bir bebek seçmez milletini ve doğmayı
ama aynı çocuk canına kıyabilir tanımadığı bir hayatın.
ölüm olsa olsa bir moladır doğumdan sonra, doğum
bir önceki istasyondur
yolcularını kendi kaderine terk etmiş.



Şairin yazdığıyla okuyanın anladığı farklı şeylermiş
mafya dizilerindeki çuvallar kurtaracak namusumuzu
ya da bütün suç fatmagül’de.



İdeolojilerimize ihanet ettiğimize göre
hepimiz orospusuyuz hayatın belki de.





eylül'2011
erdalmutluer

tanıdık bir şiirin keşmekeş sessizliği

apansız bir an ile başlayıp
Keşke’sel bir zaman ile biten konuşmaların,
sokak filozofları tarafından saklandığı
başucu kitapları tarafından aydınlatıldığı
gecelerin hemen ardında
pusu kuran manalar, cümlesine baş kaldıran
sabırsız birer partizana dönüşüyor.


Kusursuz aşklar çekilmez birer paylaşıma,
Sevgililer eski sevgililere,
Mevsim, normallerinin tersine
İsimler sessiz harf sessizliklerine dönüşüyor.
Eskinin arabeskçisi şimdinin popçuları
buna metamorfoz dese de
tarih döneklik ilan ediyor.


fikir birliktelikleri fiziksel birlikteliklere
her yeni başlangıç ise yine kendi başına dönüyor.

İçsellik ile iç içelik bir arada artık.
yoksa durup dururken nerden hatırlanacak
bu eski acıların tarifi,
süregelen anlamsızlıkların bünyedeki kusursuz etkisi


eski bir şairi meçhul cinayet akşamının
keşmekeş sessizliği.


eylül’11
erdalmutluer

şairi meçhul cinayet akşamı

apansız terk edişlerin
keşmekeş sessizliğinden sonra…
.
günlerin ayları takribi takibinin
çok sonrasında…
.
kanatsız kuşların
seyri meçhul göç zamanlarının ardında...

Başlamadan biten tanışmalar,
tanışmadan sonra biten başlangıçların
hemen ardında…

nisan yağmurlarının,
adı, kalbi, kendi güzel insanların
kırılganlıklarının dışavurumunda…
pişmanlık duyulmadığında yapılanlardan
ve
keşke’ler unutulduğunda…
.
güneş doğmayı abarttığında,
yıldızlar iç'e iyice yaklaştığında,
umut denen his kalmasa da
artık hüzün diye bir şey de olmadığında akılda...

.

fotoğraflar merhem,
kitaplar zamanı koşar adım yaklaştırdığında vuslata
Parfümün Dansı’nda yani,
Nietzsche Ağladığında hatta...
tam da o gün
tam da o zaman
tam da o arada…
bulutlar beyaz,
bulutlar gri,
bulutlar beyazgri olduğunda;
.

tüm aşklarından özür diler şiir,
şairi meçhul bir cinayet akşamının
hüzün kokulu sabahında.





2011
erdalmutluer

bir öykünün ana fikri

Başlamadan biten tanışmalar, tanışmadan sonra biten başlangıçlar. Dostluklar, arkadaşlıklar, güzel kadınlar, güzel adamlar. Vücutlar, anlamlar. İç içe girmiş hayaller, birbirine girmiş insanlar. Fikir birliktelikleri, fiziksel birliktelikler. Eks olmuş hayaller, hayallerdeki seks. Düşüncenin gizemi, yazının büyüsü, alamın manası, mananın gerçeği. Adamlar, kadınlar, sanal alem karmaşası, aşkın üç kenarlı döngüsü.

İçsellik ile iç içelik bir arada artık. Oysa unutulan şu ki, dünyanın elips yapısı ile her başlangının yine kendi başına dönme zorunluluğu.





(Aşkın Üç Kenarlı Döngüsü / syf:12)

erdal mutluer

iki güzel elma

bir güzel gördüm bugün,
yüzünde iki elma,
gülüşünde kelimesiz aforizma.


çok güzel gördüm bugün.
çok, güzel gördüm.
bir güzel gördüm bugün,
birgüzel gördüm.


daha ilk görüşte kaos,
daha ilk gülüşte muamma!
hani benim olsa, kıyamazsın
unutmaya.

güzel gördüm bugün, bir tarafı deniz
bir tarafını dimağ yetmez anlamaya.
ne güzel de gördüm bugün.
gülüşünde yasak bir elma.
ısırsam,
aldırmam cennetten kovulmaya.
sadece,

kıyamam güzelliğini bozmaya..
bir güzel gördüm bugün,
çok güzel gördüm bugün.
yüzünde iki güzel elma.



erdalmutluer

haberi olmayan şiir

söyleyecek sözlerin var
sessiz harflerin ışığında,
aşk,

bir yaz yağmuru samimiyetindeyken
susarsın sen;
pastırma yazı inandırıcılığındayken ya da.


hava eksi beş derecenin artı on beş uzağında,
ve
dallara konan bütün kuşlar,
yuva yapmak yerine
bir uğrayıp geçme derdinde
düşerlerken yollara..


yollar yolcularından habersiz
kar bulutlarından,
yağmur damlalarından,
kanatlar kuşlarından
sen benden
ben senden
zaman bizden habersiz..


sen elinde,
kim bilir kaç kez çapraza kilitlenmiş bir cesetsever'le
habersiz bakarken yıldızlarla ufkun seviştiği yere,
kimisi şuan
yastığına dönüp hayata
isyan ediyor olabilir.

kimisi melodilere ayak uydurup uyduruk bir
figürle dans ediyor da olabilir..
yakışıklı bir adam
güzel bir kadın,
yapay bir orgazm için
benliğini ayaklar altına alabiliyor da olabilir erdal.




ve
olabilecek ne kadar
ihtimali varsa
yapay zamanın
realist hezimetin,


sen onlardan,
onlar senden habersiz...








erdal mutluer
1aralık'10

Fehime

.

henüz 12sinde
15 kilometre sürüklendi Fehime.
avuç içinde umutları,
sırtında çantası,
çantasının içinde,
hayallerini çizdiği
kağıt defterleri vardı...



henüz 12sinde
15 kilometre sürüklendi Fehime.



eve dönüyordu
yanında amca kızı Fatime,
o da 12sinde...



yürüyorlardı okul çıkışı
evlerine,
şarkılar söylerken

aniden bir at çıktı önlerine,
korktular,
kaçtılar tarlalara doğru,



12sindeydi Fehime
12sindeydi Fatime.



korktular,
kaçtılar tarlalara doğru,
aynı Irak'lı Ebu'nun şarapnellerden kaçtığı gibi..
tıpkı Afgan Sharbat'nın yabancı askerlerden kaçtığı gibi..



Ebu bombalardan kaçamadı,
Sharbat silahlardan,
Fehime açık unutulan rogar kapağından...



henüz 12sinde
15 kilometre sürüklendi Fehime.



hayalleri de sürüklendi,
kendisi de,



Fatime ağladı,
Fehime sürüklendi bataklıkta
çaresizce..



ve evet
henüz 12sindeydi Urfalı Fehime
cansız bedenini buldular
Fatimenin çığlıklarından15 kilometre ötede...



henüz 12sinde
açık unutulan rogar kapağından düşerek
15 kilometre su kanalında sürüklendi
henüz aşık olabilecek yaşa bile gelemeyen
Urfalı, güzel Fehime.





erdalmutluer
seferihisar
10kasım'10

şiirin aşk itirafı

gözyaşlarıyla yıkanan kelimelerin
anlamları
gecenin karanlığında kirlerinden temizlenebilir mi?



yağmur bulutu telaşındaki zaman
sessizliğe bir melodi armağan edip,
gelmeyen aşklar için
düşsel bir şarkı besteleyebilir mi?



hiç yolu olmayan bir yerde
aşk treni bekliyorum,
üstelik gelmeyeceğinin
farkındayım



hiç olmamış varlıklara
düşünsel sıfatların yüklendiği bir dünyada
bundan daha doğal ne olabilir

diye düşünüp
avunmaktayım.



aşk yalnızca aşktır,
düş yalnızca düş.
zaman yalnızca zamandır,
gözyaşı yalnızca his.



his olmayan bir yerde
aşk da olmaz;
suçlarımdan arınma umursamazlığım
bundandır.



benim yağmurlarla değil
şiirlerle ruhumu ıslatma arzum
aşksızlıktandır..







erdalmutluer
22ekim \ 00:28
koğuş

kelimelerden kopartılan şiir

toprak
yağmur sonrası kokmasa,
yağmur
yağsa ama ıslatmasa,
güneş
ısıtmasa, yakmasa
aydınlatmasa geceyi mesela..



üzgün rüzgar uçuşturmasa
yaprakları,
nazlı yapraklar dönüp gitmese
dallarından boşluklara..



yani sonbahar yalnızca son olsa,
bahar hep bahar kalsa.


yaz'a söz hakkı tanınmasa,
yaza yaza yaz'a yazık olmasa..


mesela kuşlar,
göç ederken yollarını şaşırmasa..
her yolcu umutlarına yolculuktan erken
ulaşsa..



gece üç-beş nöbetlerinde
tüm sevdikler gelmese akla,

herkes bir an için unutulsa,
yani bulut
bir süre gözlerde mola yapmasa...

yoldan geçenler
hep yoldan geçen olmak zorunda kalmasa..



kravatı sadece
yürüyüşleri mezar taşı yazılarına
benzeyen adamlar taksa,
daktilo sesli kadınlar
ellerindeki çantalarda
ölmüş ruhlarını taşıdıklarının
farkına varsa...



kalemle kağıt seviştiğinde
isyankar kelimelerden oluşan şiirler
hasreti kağıda Türkçe ağlamasa..



nefes hızımı kontrol edemiyorum
dediğinde kurşun bir asker,



kelimelerden bir şiir daha koparılmasa;
şiirlerden bir özne daha koparılmasa


bir özne daha koparılmasa.







erdalmutluer
2010
seferihisar

karmaşık

ilk okuduğun kitabı
hatırlıyor musun?
konusunu, kahramanlarını
ya da
yazarını?



siyaset mi vardı içinde
tarih miydi konusu
yoksa bir
aşk
şaheseri mi?

ilk öpüştüğün insan
aklına gelmeyeli
ne kadar oldu?



ne kadar oldu
birine seni seviyorum demeyeli
öyle candan?
bambaşka birine çevirdiği
için seni
tiksineli aşktan?



en son ne zaman
kızdın kendine
sevdiğin bir arkadaşına
karşıcins'el arzu dolu
gözlerle
baktığından?



söylesene
ne zaman hiç tanımadığın birine
aşık oldun
sevdiğin bir şarkının nakaratını
gibi, gözlerinin içine
baktığından?



ya da ne zaman
utandın;
babasıyla beraber kurşuna dizilen
bir çocuk gördüğünde
elinden bir şey gelmediği için
insanlığınından!



söyle ne zaman?





yere çöp atsa
on adım sonra pişman olup
geri alanlardanız.
unutkanlıklarımız da oldu
hatırladıklarımız da oldu
utançlarımız
gururlarımız da..



aşklarımız da oldu
tabii yasak aşk
arzularımız da..


umut falan kalmadı şimdilik,
ama olmalı ve
olacak,



çünkü
hicret yolundaki güneş
kaçarı yok

her sabah aynı yönden doğacak...







ağustos'2010
erdalmutluer
seferihisar

şafak 397

.

reddedilmiş şarkıların
melodilerine
isyankar kelimeler
iliştirdim.
her şarkının anlamında
kendilerini bulan
aşıklara imrenip,
her küfürbaz şairin
cümlelerinde güçlenip
geri çekildim...

seyri uzun bir yol bu,
acısı
ivedi,
neşesi
gelmek bilmeyen bir
melankoli.

aşka çok var
özgürlüğe ise
397.



erdal mutluer
seferihisar
temmuz2010

adı konmayan meleklerin kanatları da olmaz

peşin sıra dizilse
anlam bütünlüğünden yoksun
cümlelerin.
peş peşe baksa kelimelerin cümlelerine.
kelimelerim isyanın eşiğinden dönse.
dizilsek birer birer sevişilmeyen otel odalarının
ağlanılmayan köşelerine.
sen önde
ben geride
şiirler peş peşe.
mezar taşına yazılan ağıtlara
popça birer müzik iliştiren beyinlerin
seranatları eşliğinde.

adı konmayan meleklerin kanatları da olmaz
dedirten şarkıların melodilerine
türkçe bakarken gözlerimizle.

yollarda açan umutlar
yine yollarda kapanırken
ve
kulaklarımızın pasını silen
yalnızca onbaşıların küfürleriyken
ben bir şiir süsü versem hayallere..

sen okumasan ama anlamasan ama düşünmesen
ama ve yani gibi
ne diyor lan bu adam dedirten kelimeler
ardı ardına dizilirken;
ve ben, umutsuzluğa
tecavüz
ya da
bir şiir süsü veriyorken..

sabırdan 460 çıkarsam kaç kalır?

sahi,
aşktaki alkol oranı kaçtır
muskanın?



haziran2010
izmir seferihisar

"gereksizse ağlamayın" şiiri

.

bölük berberine feda edilecek saçlarım
bölük pörçük edilecek anılarım
ve
her gece bana eşlik edecek
göz yaşlarım olacak farkındayım.
terkediş değil
mecburi bir gidiş içerisindeyim.
şehrimden illegal,
tanrıdan legal gitmekteyim..

kızma sakın bana anne,
ben tanrı diye seni sevmekteyim..




mayıs2010
erdalmutluer

iskender yazsa böyle yazardı

.

üreme yetisini kaybetmiş
iğdiş beyinlere dönüşen
mekanik insan ordularındaki
hep bir bahaneye meyilli
sistematik serzeniş
gibi gözüken
ama hiç gerçek bir hedefe odaklanmamış
ne hedefi
ne de izleyeceği yolu olan
hep telaşlı, sürekli isyankar
amnezi bilinçlerle dolu,
adı dünya
şekli ibne
bir gezegen
de yaşayan
acınası insanlardanız ;

kelebek, bilseydi ömrünün o kadar kısa olduğunu
kozasının içinde "özgürlük" diye çabalar mıydı ?


diye soranlardanız.




nisan2010
erdal mutluer

sorgusal şiir

/

bir tren gider raylarda
bir zaman akar hayatta
aklım da
vücudum da
acılarım da
vagonda.
hangisi daha çok yer kaplar yolculukta

vagonlar mı güçlü
zaman mı akışkan
anılar mı daha ağırlıkta?


izafiyete göre
madde enerjiye
enerji maddeye
dönüşebiliyorsa,

gerçekler mi korkak
yelkovan mı aceleci
insanlar mı derin uykuda?

bir tren durur durakta
zaman beklemez gider.
trenler mi korkak
hayaller mi umursamaz
zaman mı koşar adım uzaklaşmakta?


tren bir durur bir gider
raylarda.
hayaller bekler gitmez,
ne vagon ne ray, dinlemez.
bir tren yolcuları indirir
son durağında,
hayaller inmez kalır aklında.

trenler mi ev sahibi
insanlar mı aceleci
hayaller mi tanrı misafiri yoksa?

tren giderken raylarda
bir çocuk ölür
sebebini hiç bilmediği
bir savaşın ortasında.
aşk da ölür
çocuk da ölür
oyuncakları da.

çocuklar mı günahkar

hayalleri mi aceleci

Tanrı derin uykuda mı yoksa?





erdalmutluer
Şubat’10

Mustafanın şiiri

-

kofti şairlere duyurulur demişti
henüz önsöz’ü olmayan
büyük bir şair.
peçetenin başka
işlere de yaradığından bahsetmişti,
şiir yazmaya mesela.

öyle çok doğrularım yok,
öyle derin söyleyeceklerim de yok
dua eden bir ateist gibi
inandırıcısızlıktan ibarettir şairliğim.

klavyenin tükenme ihtimali yok ne yazık.
kağıt biter mi, kalem tükenir mi diye düşünmeden yazılan
şiirlerin duygusu eksik gibidir.
oysa
aşkların da
paranın da
kalemin de
kapının da
bir bitimi var.
gerek olan gelmez hiç bir zaman be mustafa
uzaklardan kaçarsın uzaklarda,
uzak yakın olur
en kaçar adım anında.
sevgiliye uzak olmak istersin sevgili gelir
sevişmeye uzak olmak istersin
hayat seninle sevişir
hani demişsin ya aynalara uzak diye,
ayna zaten şiirdir.

orospunun bile taksimetresi var be mustafa,
şiirin orospudan neyi eksik?



erdalmutluer
2010

yasaklı şiir

.

suya karıştığında sinsi sinsi üste çıkmaya meyolan
bir yağ gibi,
ruhumun üstünü kaplamaya başlıyor sensizlik.
alışıyorum.

nedir bu bilimsel gerçekliğin bana verdiği huzur
nerden gelir, nerden gider
bilmiyorum.
çünkü;

ne zaman önüme bir sınav kağıdı koysan,
yasak bir elma çiziyorum


ocak'10
erdalmutluer

yılbaşı şiiri

.


kapadım gözlerimi
çektim perdelerini evimin.
bu gece
görmek istemiyorum hiç bir rengini
hiç bir caddesini
şehrimin.

önsevişmede kullanılıp çöpe atılan kadınlardan sonra
ırzına geçiliyor sokaklarına caddelerine
şehrimin..

hayır hayır,
çağırmayın beni yirmi üçü elli dokuz geçe atılan
havai fişek gösterilerine.

tanrı yudumlayıp şarabını, seyrederken olanları gökyüzünde keyifle
ortak olamam bu olan bitene



hiç bir çocuk ölüsünün ardından
havai fişek atılmamalı gökyüzünde..
tecavüzle biten hiç bir filmin
kutlama yapılamaz son sahnesine
hiç bir şehirde..

detone olsa da beynim,
hüzün çalıyorum
kalbimdeki do sesiyle
yüreğime,
ağlayarak geçer belki yeni acılar diye
ağlayarak giriyorum bu eski yıla
inadına
ve
titreye titreye.

bu havai fişekler
bu çığlıklar...


kutlamalar başladı işte!

hoş geldin orgazm
tecavüzün kutlu olsun..



erdalmutluer