seni görürüm *

* için



aynaya baksam seni görürüm
bakarım gökyüzüne bulutlar görürüm
bakarım gökyüzüne yıldızlar görürüm
bu zamansız kalp atışını düşünsem
seni görürüm.

sağa baksam
sola baksam
ben ne yana baksam
seni görürüm.
seni bir ben görürüm
bir seni görürüm
kendime baksam ayna görürüm
aynaya baksam seni görürüm
bu karmaşa
bu zamankolik fırtına
bu inadına acı
bu ilacına curcuna
ben nereye burun uzatsam
duyarım kokunu
rengini koklarım
kaldırırım başımı gökyüzüne
bir uçak görürüm.

sağa baksam
sola baksam,

aynaya baksam
kendime baksam,
şarkıya baksam
şiire baksam

ben nereye baksam
seni görürüm.

cesur kağıtlara baksam beyaz görürüm
gizli bulutlara baksam gri görürüm
sağdan, soldan geçtim
aynadan, kendimden
çoktan geçtim
ben şiirden bile vazgeçtim

kiminle sevişmekten vazgeçsem
bütün sebeplerde seni görürüm...



ekim'09

kendi derdindeki şiir

-



bakanın göremediği
çizgilerim var ufuklarda.
gökyüzü beyazlarım
bulut mavilerim
yağmur grilerim
bakanın kalp sandığı
kırmızı lekelerim var
mintanımda

vucudum ıslak
ruhum tek parça


ne kadar ağlayan varsa şuan
dünyada,
ne kadar gülen
ne kadar üzülen
ne kadar sevinen
ne kadar sevişen,
ne kadar doğan çocuk varsa şuan habersiz,
ne kadar ölen çocuk varsa şuan sebepsiz
yağmur altında koşan kaç aşık varsa
yağmur altında kaçan kaç suçlu varsa,
işledikleri tek suç aşık olmaksa
ıslak
ve
yağmur altında..

yazar olamayan kaç şair varsa
alkol masalarına meze olan ne kadar şiir varsa..
cemre kandırmacasıyla
havaya
suya
toprağa
düşüp parçalanmak isteyen
kendi faili kaç insan varsa

işte öyle çok acılar içindeyim.

vucudum ıslak
ruhum tek parça.




ekim'09

ütopik şiir

*


ah her şey bu denli zor olmasa
şu gökyüzü bu kadar uzak olmasa
deniz diye başını göğe kaldırmak zorunda olmasan,
güneşin sarısında ısınmayı ummasan,
dört yüz atmış gün traş olmak zorunda kalmasan Yunus'um..

her şey bu denli yasak olmasa
çocuklar seviştiği için öldürülmese,
kimse sevmediği kişiyle sevişmese,
yani aldatmasa,
yani aldanmasa
ah her şey bu denli zor olmasa,
şu gökyüzü, şu bulutlar
bu kadar oknayus olmasa

ah bir anlasalar
şiirlerin merhem olmadığını
hiç bir yaraya..
bir anlasalar Yunus'um
şairlerin doktor olmadığını
hiç bir okuyucuya..


ah otursam bir yol üstü uçurumunda
başımı kaldırsam deniz diye göğe,
elimde bir de bira olsa,
ah bir de şu bulutlar yanımda olsa
ah bir de şu bulutlar beyaz gri olsa;

şu bulutlar beyaz gri olsa..




eylül'09
erdalmutluer

birane kızı melek'in şiiri

/

tersten okunduğunda
çıkan anlamına şaşırıyorken sen
sonradan üzerine iliştirilmiş isminin,
tersi düzü, önü arkası
sağı solu
tek tipleştirilmiş larvaların esaretlerinden
ve bu esaretin
libik isteklerinden haberin yoktu.
zaman ölüme hiç,
ölüm doğuma çok vardı

atın ölümü arpadan olsun
bir yaşantının yazık erklerinin
aklında,
yalnızca göğüslerine
biraz daha yaklaşabilmek vardı.

işte bu terkedilmiş gururların
gerçekçi ivedik alkolikliğinde,
gördüğün yakınlık ve saygıdan mıdır bilinmez
gözlerinin içinde bize özgü bir huzur vardı..

"patitis"i masaya bırakırken ki gülümseyişinin
başka ne anlamı olabilir ?



aralık'08
erdalmutluer

avazı çıkan Lal şiir

*


turuncusu da
mavisi de
sarısı da
kırmızısı da
ayrı ayrı sahtekarlardır gökkuşağının.

geçerken uğrayan bir öpücük
rengi soluk bir beyaz
aldığı renklerden haberi olmayan bir bukalemundur
cümlelerim.

hepiniz bazen şiir,
hepiniz biraz Merdümgirizdir.

bu, ruhunu Lal üfleyemediklerim

bastırılmış duyguların özgürlük direnişidir.



erdalmutluer
temmuz'09

tahaffuzhane

*


kelimeleri cümlesine baş kaldırmış
anlamı eskimeye mahkum edilmiş
bir şiir
gündüzleri betonu, geceleri
telli duvaklı bir gelini andıran,
"sokakta hanımefendi
mutfakta hizmetçi
yatakta fahişe"
bir şehir
kasabaların tek kasapları gibi,
sesleri birbirine benzeyen tüm kelimelerin
yan yana dizilmesi gibi,
neden yasak olduğunu hala
anlayamadığımız bir elma,
habersizce cebimize iliştirilmiş bu dünya bileti,
önümüze koyulan bu sınav kağıdı gibi anlamsız, yalan,
bir zehir


benimle gelsin şimdi
bedenini satanı orospu diye öldürüp,
toprak satana kahraman diye yol verenler..

eski bir çam'ı andıran bardaklar,
ardıma dizilsinler
konuşma salonlarına tüm soldan girenler..

geç kalmadan yetişmeliyim
krematoryumda beni beklemekteler...



haziran'09

erdalmutluer

düşünsel şiir

*


"beni köyümün yağmurlarında"
yıkayamayacaklar.
köysüz, vasiyetsiz,
mürekkepsiz hatta,
kanatsız bir kelimeyim..


köyümün yağmurlarında
yıkayamayacaklar beni,
piçliğim köysüzlüğümden sebepli
köysüz, sebepsiz,
cephede kazanılmış,
masada kaybedilmeye yöneltilmiş
bir dünyanın mağduru,
aynı dünyanın mağruru.
bulutsuz bir yağmur tanesiyim..


yağmurlarında yıkayamayacaklar
beni köyümün..

hayal kurmamıza izin vermeyecekler,
umutlarımızı kırmızı çizgilerle çizecekler.

ölümümüzü bile göstermeyecekler,
doğumumuzu bile göremedik ki..


sormayacaklar ölmek istiyor musun diye,
doğmak ister misin diye bile sormadılar ki..


tesadüf de,
allah da
muammada kalmış bir ütopya


tesadüf ile de var olabiliriz,
allahtan ötürü nefes alıyor da olabiliriz

peki,

Tanrı'ların bu bencilliklerini, nasıl sevebiliriz ?



hziran'09

.l

cevabını arayan şiir

*


neden sanallığın melodisinde kendine ihanet çabasında insan?
neden akrostişler sevişme çabasına heba ediliyor geceleri?
neden ihanet sayılmıyor tüm sanal orgazmlar ?

hayret,
ne kadar da cumartesi kokan bir perşembe bu salı gecesinde.
ne denli hüzün kokan bir salı, içinde cumartesi sarhoşluğu barındıran kadınsız bir perşembede.


cumartesi aldatılanları cumartesi aldatılanlar mı anlar yalnız?
ya da hiç aldatılmayanları, aldatmayanlar mı sever geceleri?
devrik cümlelerindeki anlamlarla sevişen şairlerin halinden,
sarhoş cümleleri seven şiirsevenler mi anlar perşembeleri?

sahi,
ayna karşısından kendiyle sevişen insanlara, ibne mi denmeli ?



mayıs'09
erdalmutluer

aşk; ruh orgazmı

*



kimisine kimsesiz
kimi için de çok sessiz
bir gecenin,
uğultusu kendine düşman
gecikmiş konuşmaların
ihtimalsizliği yine kendine pişman,
yorgun, üzgün
ve biraz da varolmamış kadınlardaki
varolmayan gizeme hayran,
yorgun, üzgün bir adam.

kim getirebilir
bu düzensiz aşık olmaların
düzensiz kayboluşlarının
düzensiz acılarını geriye,

kim söyleyebilir
hiç olmadığını aşkların
hiç yaşanmadığını sevişmelerin
ve
hiç ölmediğini
biz sevişirken,
masum çocukların?

bak olmadı, yine kızdım kendime
nedir bu şairlerden çektiğim,
inadına mı yazıyorlar bu denli
acıları,
yüzleşelim diye mi
söyleyemediğimiz suçlarımızı.

sahi;
kim getirebilir
zamansız aşık olmaların
zamansız kayboluşlarının
hiç yaşanmamış sevişmelerini geriye?
kim itiraf edebilir
tüm aşkların
hayatı biraz daha sevişilebilir kılması
için olduğunu
kendine?



ve şimdi;
kendisini
işareti olmayan bir soru cümlesinin
piçliği gibi
hissetmektedir
şairiniz.

haydi, söyleyin
hiç olmadığını bildiğimiz halde,

aşk dedikleri ruh orgazmından
hangimiz kaçabiliriz ?





mayıs'09

erdalmutluer

utanmıyorum












Utanmıyorum!
Yaptıklarından utanmak
Gerçek suçtur!

Ne "utanmak"
Ne de bir "SUÇ"um aslında.
Kırılmış bir kalemim
idam cezasında....





erdalmutluer

hepimizden bahseden şiir

.



topraktan yapılmış sukurnazları arasında yürüyen
demiri kendinden eksik
harçtan bahsetmeye meyil vermeyen
aceleci bir beden,

yerden 178 santim uzaklıktan düşünen
düşündüğü ile
attığı adımların hızı
birbirine orantısal bir doğruluk tutturamayan
kararsızlığı en belirgin zaferi ilan edilen
kazanamıyorsan yenilme idealli
büyük, iri, bir farkedilen.

yürünen her yol
barhana yolu değildir elbet
çünkü göç
çok güç bir seçenektir
hayatın yirmi beşinde

geç kalmışlıkla
acele etmişlik arasında sıkışan bir zamandır
tam olarak.
attığı adımların hızı
birbirine orantısal bir doğruluk tutturamayan
tek kişi
o değildir elbet..

o kimdir diye düşünme,
o sendir
o bendir
o hepimizdir.

ve aşk acısı için
ve gelecek kaygısı için
ve savaşlar için

yüzünü günde iki kez
tuzlu suya basan kim diye düşünme
çünkü o
sensindir
benimdir
hepimizdir..






nisan'09

25'lik şiir

...


oturmuşum pencerenin dibine,
almışım hayallerimi gecenin zifirine
yoldan geçen, adlarını bile bilmediğim
insanlara bakıyorum.
-adlarını bilmediğimiz çok insan var-

yaş da gelmiş yirmi beşe,
"otuz beş yaş şiiri" yazmaya da
daha var on sene...


uykuya az var, gece iyice gece,
hayal meyal biri yaklaşıyor gözlerimin ferine..
elinde, üzerinde mum olan sanrısal bir pasta.
herkesin rüyasına giren birine benziyor.

karşımda
ak saçlı,
nur yüzlü,
bir pezevenk
uyduracağı masalları düşünüyor..

siktir git'ten bozma küfürler ediyorum,
umuda ihtiyacım yok
umut dediğin önümüze koydukları bir boyama kitabı
ve
dışına taşıramıyorsun bile.



zaten yaş da gelmiş yirmi beşe,
"otuz beş yaş şiiri" yazmaya da
daha var on sene...

orospu şehir

.


soğuk bir telaş vuruyor
pencereden içeri.
bilinmeyen bir aceleceliğe,
sevildiği sanılan bir şehre
gidiliyor nedensizce.

martı sesleri olmayan bir gemi ile yolculuk yapmayı
sorsan en çok martılar sevmez;

ki simitlerin gevrekliği bir tek
çaya konu olacak bir durumdur bu
dört tarafı mekanik duvarlarla
kaplı
duygusuz gemide..


soğuk bir telaş vuruyor
pencereden içeri.
bilinmeyen bir aceleceliğe,
sevildiği sanılan bir şehre
gidiliyor nedensizce.

ve anlaşılıyor ki,
bu şehrin sevilecek bir yanı yok

ve anlaşılıyor ki,
bu şehrin sevişilecek bir yanı yok.

ve anlaşılıyor ki
bu şehir
çok orospu bir şehir


ve gerçekten sevişilecek bir yanı yok...




erdalmutluer
mart'09

emi












sevmekle gitmek arasında kalan bir zamandır ölüm
elbet yaşayacağız bunu be kızım,
ve fakat, bakıp gözlerinin içine söyleyemesek de çoğu şeyi
insanoğlunun zaafı değil midir bu bencillik, görmezden gelmelik.
mağdur bir duygudur şimdi, mağrur bir zamandan geriye kalan.
bizi affet emi, çok üzdük seni. ben ve içimdeki gereksiz ivedi..







2009
erdalmutluer

olabilseydim

bir araya getirdiği
kelimelere şiir denilen
bir adam değil de,
yaptıklarının bütünü
şarkı olarak adlandırılan
sevimsiz bir müzisyen olmalıydım.

ifade etmekten korktuğum
ve
heybemin yetmedeği yerlerde
kendimi notalara vurup
dinleyeni
yüreğimin gizinden
beynimin ötelerine sürekleyen
melodik bir melankolik
olmalıydım.


biliyorum ki
zümrüd ü şiircik kuşlarıma
melodi serpiştirebilen
bir besteci
olabilseydim eğer
hepsi daha anlamlı
ve
büyülü gelirdi
insanlara.

oysa ki ben
ucuz kağıtlara iliştirdiğim
şiirlerimdeki
lal melodileri
daha çok seviyorum.



şubat'09
merdümgiriz

inci

.

inci gibi soylu bir derya akıyor
hayallerimin içinden bugün
yanılgılarını benden duymak istemeycek kadar
korkak,
gözlerine fısıldanan gerçeklere inanmayacak
kadar güvensiz.

meleklerin kanatları olduğunu kim kanıtlayabilir?


.l
ocak'09

mevsimlerden şiir

...




mevsimlerden pazar
günlerden izin
zaman yalnızlık şiiri.


devlet daireleri kapalı
yılın çok günü çalışan
yazık memurların
yazık izin günü.
kahvaltı sofralarına itibar artmakta,
çay bardağına toz değil küp şeker atılmakta
rejim yapanlar bile
yumurtayı rafadan,
sucuğu tavadan almakta..

mevsimlerden pazar
günlerden izin
zaman yine yalnızlık şiiri.


herkesin tatilde olduğu bugün
hüznüm hala işbaşında,
saatler
yediyi on iki dakika geçmekte

ve
ilki de sonu da olan bir mevsime
dalıp gidişimden ötürü
kahve soğuk içilmekte,
pazardan sonra pazartesi
savaştan sonra savaş
aşktan sonra yalnızlık
doğumdan sonra ölüm gelmekte

peki ya benden sonra?


mevsimlerden pazar
günlerden izin
zaman
;
akrep ile yelkovanı öpüştürme derdinden midir nedir
yetişemeyeceğim bir hızla ilerlemekte...






aralık'08
erdalmutluer

kurbanlık şiir

...



az önce
kınasını sevdiğim
inatçı keçinin
yüreğini,
poşetleyip
elime tutuşturdular anne,

bu yükü taşımak istemiyorum...






aralık'08

hala

biliyor musun
hala şaşkın
ve
şehladır gözlerim.
ne zaman
çaresizce miyavlayan bir kedi görsem
ağlıyorum.

boydan boya yürüyorum
Bursamın caddelerinde
hala.
ne zaman
şehrimin yamaçlarına çıksam
beton yığınlarını görüp
küfrediyorum.


bilir misin
toplumsal tabular yıkılsın
ama
örf ve adetler
kaybolmasın istiyorum
hala.

senin bile bilmediğin
deist bir inançtır
içimdeki Tanrı sevgisi,
bu yüzden
Türkçedir bütün "dua"larım
yaradana.


bilir misin
hala maçlarına gidiyorum
Bursasporumun,
karşılıksız bir
aşkla haykırıyorum
gökyüzüne
yeşil-beyaz'ı hala.

hala tüketmediğim
markalar var,
kimsenin okumadığı
şiirlerim.
birileri kullanmasın
birileri okuyup feyz alsın
diye değil
hala
bütün fikirlerim.


resmini çizmeye
çalışıp
yapamayışlarıma
gülüyorum
şu sıra.
herkes en iyi bildiği
işi yapsın,
kimse kimseye
karışmasın,
töre cinayetleri
son bulsun,
kızım
bağımsız bir ülkede
doğsun istiyorum
hala..



bilir misin
hala Bülent Ortaçgil
dinliyorum.

aynanın karşısına geçip
melodilere ayak
uydurup
uyduruk bir figürle
dans edip
hayalinle sevişiyorum
hala.

bilirsin
en sevdiğim yemek
sokak tezgahından simit
ve ayrandır.
büyük bir iştahla
atıştırıp
dişimde kalan susamları
işaret parmağımla
temizliyorum hala...


unutma
zaman en sinsi düşmanıdır
insanın,
geçtikçe değişir
aynı kalmasını istediğimiz
olaylar, durumlar, duygular...

şehir kalabalıklarında
yalnız olduğunu unutturur sana zaman
ve
yalnızlık
en kalabalık
haliyle düşer kalbine,
figürlerin yalan kahkalarıyla...


zamanla değişebilen
onca şey varken
ve
nefis en zor
hakimiyetiyken
insanın,
aynı kalamayan
durumlar da olabilir
her gün sensizliğe alışamayan
ve
hüzünle aşina
mezcup aklım gibi..

o yüzden sen
filmlere inanma...

şimdi;
ışıklarına kandığım
bir Bursa akşamında
önümde kağıt kalem,
boşluklarını dolduruyorum
yüreğimin
ve
ettiğim yeminler
verdiğim sözler
bozulmamışken daha,
söyleyemediğim
suçlarımı
içime gömüp,
bir süre izne çıkarıyorum cümlelerimi...

unutma,
yaşam bitmeden
şiir bitmez...




erdalmutluer

iyi uykular

eğer
okuyabiliyorsan
bu yazılanları,
bakıp
dinleyebiliyorsan
kelimelerin dansını,
izleyebiliyorsan
müziğin notalarını
görmezden gelemezsin
madalyonun diğer tarafını..

uç bir duvar kenarında
babasının arkasında titrerken
beraber
kurşuna dizilen bir çocuk gördüğünde
bakıp
geçebiliyorsan,
Korgeneral Ray Odierno'nun elindeki çuval
senin için
önemli değilse,
göz renginin "yeşil"e boyandığı
gerçeğini anlamazlıktan
gelebiliyorsan,
şayet
anlamı yoksa
senin için
on dört yaşındaki çocukların
tecavüzcüsüyle evlenmesinin
önünü açan yasaların,

"hadi canım"
diyebiliyorsan
bu okuduklarına
ve
senin için
bunlardan daha önemli olan şey
yalnız ve yalnız
biraz daha para ve aşksa;


söyleyecek tek şey gelir dilimin ucuna,

iyi uykular.



kasım'08
merdümgiriz